Kuran sadece Arap kavmi içinmi?Yoksa bütün kavimler içinmi?

Kuran Arap kavmi içinmi yazılmıştır?Yoksa bütün kavimler içinmi yazılmıştır?Bu konuda Kuran ne diyor?Kendini nasıl tanımlıyor?
Kuran neden sürekli tek kavim için geldim diyor?Neden bütün kavimler için geldim demiyor?Bütün kavimler için(ala külli kavmin) demek istiyor ama kazara tek kavim için(li kavmin) mi diyor?
 Almanca konuşan Alman kavmi vardır,Japonca konuşan Japon kavmi vardır,Arapça konuşan Arap kavmi vardır.
 Kuran pek çok kavim olduğunun farkında.Kavimlerin birbirinden farklı dillere sahip olduğununda farkında.Her kavmin kendine ait bir dili var.(İbrahim 4 KURAN)
Bunu bilerek kendisinin tek kavim için olduğunu söylüyor.
O senin için ve kavmin için bir zikirdir.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız(ZUHRUF 44 KURAN)
  Neden bütün kavimler içindir demiyor?Neden bütün kavimler ondan sorumludur demiyor?Bundan ne anlamalıyız?
  Ve nedir bu kavim?Şimdi kavim konusuna bakalım.
   Biz her kavme sadece o kavmin kendi diliyle sesleniriz,o kavmin kendi içinden olan bir peygamberle yaparız bunu.Mesajını onlara anlatabilmesini bu şekilde yaparız.(İBRAHİM 4 KURAN)
   Biz her peygamberi başka değil,sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmi için göndeririz.Böylece onlara anlatabilmesini mümkün kılarız(İBRAHİM 4 KURAN)
  Bu ayet böylede tercüme edilebilir.Demekki kavimler birbirinden farklı dillere sahipler.Her kavmin öteki kavimlerinkinden faklı olan kendi dili var.O halde kavim aynı ana dili konuşmakla ilgili.Dildaşlıkla ilgili.
 SORU:Her peygamber kendi kavminin diliyle kendi kavmine yollanıyorsa;Muhammed hangi kavmin diliyle hangi kavme gitmiştir?
Japon kavminin diliyle Japon kavminemi?
Alman kavminin diliyle Alman kavminemi?
Arap kavminin diliyle Arap kavminemi?
   Ve kavim Kuran’da ırksal(etnik) bir kavramdır.Soy sop ilişkisine(zürriyet) dayalıdır.
Her kavmin kendi ataları vardır:
  Senide ataları uyarılmamış olan ve bu sebeple gaflet içinde kalmış o bir kavmi uyarman için gönderdik.(Yasin 6 KURAN)
  Yoksa onu kendisi uydurdumu diyorlar?Hayır o haktır.Senden önce hiç bir uyarıcı/peygamber gelmemiş olan o tek kavmi uyarman için sana indirildi(SECDE 3 KURAN)
Öteki kavimlerin ataları uyarılmış,ama Muhammed’in kavminin ataları uyarılmamış.
Demekki her kavmin kendi ataları var.Diğer kavimlerin atalarından farklı olarak.O halde kavim aynı atalardan gelmekle ilgili.Soydaşlıkla ilgili.
Kavim zürriyettir.Soydaşlık,aynı soydan,aynı dölden gelmekle alakalıdır(Enam 133)
  Dilerse sizi giderir ve sizin yerinize başka bir zürriyete sahip başka bir kavim getirir.Tıpkı sizi zürriyeti başka olan bir kavmin yerine getirdiği gibi.(Enam 133-Kuran)
Ve her kavmin kendine ait kendi dili vardır(İbrahim 4-KURAN)
   Kuranı senin lisanınla(Arap lisanıyla) kolaylaştırdıkki onunla inatçı bir kavmi uyarabilesin(Meryem 97 KURAN)
 Dikkat edilirse bütün kavimleri uyarman için dememiş.İnatçı olan o bir kavmi uyarman için demiş.Kolaylaştırılmış Arap lisanıyla anlatılanı zar zor anlayan bir kavimden söz edildiği açık.Bu kavim hangi kavimdir?Japon kavmimi?Alman kavmimi?Arap kavmimi?
   Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik(Yusuf 2)
Demekki Arapça olmasa anlayamayacaklardı.Arapça hangi kavmin dilidir?Ve Yusuf 2.ayet gösteriyorki;Arap olmayan kavimlerin anlayıp anlamaması Kuran’ın gündeminde yoktur.Arap dilinin mantığıyla anlaşılabilir.Arap dilinin mantığına yönelik düzenlenmiş.
Ve Arapça inmeyen bir mesaja neden dilimizde inmedi diyecek olan bir kavim söz konusudur Kuran’da.
   Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık;’neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir Kuran olurmu hiç’ diyeceklerdi(Fussilet 44 KURAN)
O zaman Japonlarında,Japonca inmeyen bir kitap için”neden dilimizde inmedi”deme hakları vardır.Japon olana Japonca inmeyen kitap olurmu deme hakları vardır.
Yabancı dilde inen mesaja itiraz hakkı tanıyan böyle bir ayet vardır Kuran’da.
   Kuranı başka değil pürüzsüz Arapça yaptık ki,korunabilsinler(ZUMER 28 KURAN)
  Bu ayetteki,pürüzsüz Arapça olmasaydı Arap Kavmine uygun olmazdı anlamını farkedemeyen varmı?
  Arapların korunabilmesi için pürüzsüz Arapça bir kitap gerekiyorsa,Japonların korunması içinde pürüzsüz Japonca bir kitap gerekmiyormu?
  Çinlilerin korunması için pürüzsüz Çince bir kitap gerekmiyormu?
    Kuranı ona bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz.Oysa bahsettikleri o kişi ve onun dili Arap’a yabancıdır.Bu ise dili apaçık Arapça olan bir kitaptır(Nahl 103-KURAN)
   Arap olmayanların kendileri ve dilleri yabancı olarak görülüyor açıkça.Ötekileştirme var burada.Arapçadan başka bir dile tahammül olmadığını gösteriyor Nahl 103 ayeti.
   Kuranın çizdiği tablo çok nettir aslında.Araplar bize kendi dilimizde inmiş kitap gelmedi demesinler diye,okumasına yabancı olmadığımız Arapça kitap inmedi diye meşru bir itiraz hakkına sahip olmasınlar diye Kuran inmiştir.Ayetler konuyu böyle açıklıyorlar.
    “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okunmasına yabancıydık” demeyesiniz diye;(ENAM 156-kuran)
    Güzel demek Araplar kendi dilimizde kitap inmedi deme hakkına sahip olmasınlar diye Kuran indirildi.O zaman Arap olmayan kavimler bu meşru itiraz hakkına halen daha sahipler demektir.Örneğin Japonların,bize okumasına yabancı olmadığımız japonca kitap indirilmedi demek bir meşru hakları halen devam ediyor.Yada Çinlilerin,bize okumasına yabancı olmadığımız Çince bir kitap inmedi demek gibi meşru itiraz hakları halen devam ediyor.
  Birde asla doğru çeviremedikleri Fussilet suresi 3.ayet vardır.
 Kitap,ayetleri açıklandı.Kuran bir kavim için Arapça bildirimdir(FUSSİLET 3 KURAN)
  Ayetleri açıklanan bu kitap,bir kavmin için Arapça bildirgedir(Fussilet 3 KURAN)
  Araplar bu ayeti böyle anlıyorlar.Ayetin sonundaki ya alemune(يَعْلَمُونَ) sözcüğü bilgiyle buluşturmak,bilgi almış olmak,bildirim almış olmak gibi anlamlara gelir.Ve Arapların anlayışı doğrudur.Çünkü ayette bir kavim içindir(li kavmin-لِّقَوْمٍ) sözü geçmektedir ve bu kelime Arapça sözcüğüyle birlikte kullanılmıştır.Görüldüğü gibi Fussilet 3.ayet Kuran bütün kavimler içindir demiyor,bütün diller içindir demiyor.Bir kavim için Arapçadır demiş oluyor.Bunun farkında olan bizim kurnaz tercümanlar,ayetteki Arap kavmine özel olma durumu anlaşılmasın diye bu ayeti aşağıdaki gibi çeviriyorlar:
 Kuran,bilen bir kavim için Arapçadır(FUSSİLET 3 KURAN)
Buna bir Arap sadece güler.Çünkü bilen kavim diye bir kavim türü yoktur.Çünkü;her kavmin kendi dili vardır(İbrahim 4),her kavmin kendi ataları vardır(Yasin 6),her kavim ayrı bir zürriyettir(Enam 133).Ve her kavmin içinde bilenlerde olur bilmeyenlerde olur.
  Demekki bilen kavim diye bir şey yok,bir kavmin kendi dilinde bildirim alması var(İbrahim 4 KURAN).Bilen bir kavimse bu kavmin neyini bilgilendireceksinizki?Zaten biliyordur.Bilmeyen kavim bilgilendirilir.
  Bizim tercümanlara göre Fussilet 3.ayet bir kavim içindir desede aslında hiç bir kavmi kastetmiyordur.Yani ayet hem tek kavim içindir(li kavmin-لِّقَوْمٍ) diyor hemde hiç bir kavmi kastetmemiş oluyor.Oysa Araplar bilirki hiç bir kavmi kastetmek istemeseydi li kavmin sözünü kullanmazdı.Ve bir kavim içindir demek istemeseydi bütün kavimler içindir(ala külli kavmin) derdi.
   Bu ayete bilen bir kavim için Arapçadır deseniz bile,bu ayetteki bilen bir kavmin Arap kavmi olmadığını söyleyemezsiniz.Çünkü Arapça elbetteki Arap kavminin dilidir ve bilen bir kavim için Arapça dediğinde bile;Arapça sözünü Arap kavminden bağımsız düşünemezsiniz.Demekki kavmin bilmesi Arapçaya bağlıdır,Arapça olmasa o kavim bilemeyecektir.Kavmin bilmesi Arapça koşuluna bağlanmış.
   Üstelik burada bilen kavim dedikleri kavme Yasin 6.ayeti çevirirken bilmeyen kavim,gaflet içindeki bir kavim diyorlar.Çelişkiye düşüyorlar.
   Senide ataları uyarılmamış olan ve bu sebeple gaflet içinde kalmış o bir kavmi uyarman için gönderdik.(Yasin 6 KURAN)
   Görünen o ki;bilen kavim değil gaflet içinde kalmış bilmeyen bir kavim var ortada.
    Yani illede bilen kavim yada bilmeyen kavim anlamı verilecekse;bilmeyen kavim demek daha uygun olacaktır.
   Ve asla doğru çevirmeye yanaşmadıkları bir ayet daha var:Nahl Suresi 64 nolu ayeti.
   وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
   ve mâ enzelnâ=ve biz indirmedik,aleyke el kitâbe=sana kitabı,illâ=den başka,li tubeyyine=açıklaman için,lehum=onlara,ellezî ihtelefû=ihtilafa düşmüş/düştükleri,    fî-hi=ona dair/onun hakkında,ve huden=ve hidayet,ve rahmeten=ve rahmet,li kavmin=tek kavim için,yu’minûne=iman etmeleri/müminlik
   Kitabı sana başka şey için değil,sadece kendi arasında ihtilaf yaşayan tek kavim için(li kavmin-لِّقَوْمٍ)
uyarı,hidayet ve rahmet olarak indirdik.İman etsinler(NAHL 64 KURAN)
  Aynı hileye yine başvurmuşlar.Ayetin Arapça metninde Lİ KAVMİN(TEK KAVİM İÇİNDİR) sözü var ama ayetin Türkçe tercümelerinde sanki bir kavim için değilmiş gibi bir hava vermeye çalışıyorlar.
   Ve peygamber şöyle diyecek;ey rabbim kavmim bu Kuranı terk etti(FURKAN 30 KURAN)
  Diğer kavimlere hiç değinmiyor görüldüğü gibi.Diğer kavimler tamamen peygamberin kapsam alanı dışında.Peygamberin sadece kendi kavminden bahsedecek olması,diğer kavimlere hiç değinmemesi ne anlama geliyor?
   Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.(Zuhruf 57-Kuran)
    Şimdi burada Muhammed Arapça İsa’dan bahsedince bağrışan kavim hangi kavimdir?Alman kavmimi?Japon kavmimi?Arap kavmimi?Burada suçlanan kavim hangi kavimdir?
   De ki: “Ey kavmim! Bulunduğunuz mekânda elinizden geleni yapın! Muhakkak ki ben de yapacağım. Öyleyse yakında bileceksiniz.”(Zumer 39-Kuran)
    Bu ayetin,herhangi bir kavimden değilde,belli bir mekana yerleşmiş belli bir kavimden söz ettiği çok açık.O bölgeye yani Mekke ve civarına yerleşmiş olan kavim hangi kavimdir.Alman kavmimi?Çin kavmimi?Arap kavmimi?Muhammed bu ayetle hangi kavme meydan okumuş oluyor?
    ############################################
Kuran’ın tek kavme özel olduğunu anladıkları için bazı ayetlere bilerek yanlış anlamlar yükleyerek konuyu örtbas etmeye çalışıyorlar.Şimdi bunlara değineceğiz.
   1-MEKKENİN ÇEVRESİ DEYİMİNİ BÜTÜN DÜNYAYI KAPSAYAN BİR HALE SOKMAK İSTEDİLER
   2-KURANDAKİ İNSANLAR KELİMESİNİ YERYÜZÜNDEKİ BÜTÜN İNSANLAR OLARAK SUNMAYA ÇALIŞTILAR
   3-KURANDAKİ ALEM KELİMESİNİ BÜTÜN YARATIKLAR ANLAMINDA KULLANMAYA ÇALIŞTILAR.
Şimdi bu hilelerin ayrıntılarına bakalım:
MEKKENİN ÇEVRESİ BÜTÜN DÜNYA ANLAMINA GELİR Mİ?
Bu kutsal mubarek kitaptır.Onların ellerindekini doğrulayandır.Ana şehri(Mekke) ve çevresindekileri uyarman için indirdik(ENAM 92 KURAN)
Kuranı sana Arapça indirdikki ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)
Şimdi bu ayetlere bakıp mekkenin çevresi bütün dünya ve bütün insanlıktır diyorlar.Bu elbetteki açık bir saptırmadır.Kuran çevre derken civarı kasteder.Yakın civarı.Bütün dünyayı kastetmez.
Pauçlarını çıkar Musa.Çünkü Kutsal yerdesin,tuvadasın(TAHA 12 KURAN)
Ey musa bu ateş ve çevresindekiler mubarek kılındı(NEML 8 KURAN)
    Eğer çevre demek bütün dünya demekse o zaman ateşin çevresindekiler kutsal kılındığına göre,bütün dünyadakiler kutsal kılındı mı diyecekler?
Ateş ve çevresi kutsal olduğu için Musa papuçlarını çıkarmak zorundadır.
Eğer ateşin çevresi bütün dünyaysa o zaman bütün dünya kutsal kılınmıştır ve musa dünyanın her yerinde çıplak ayakla gezmek zorunda kalacaktır.
Mescidi aksa ve çevresi mubarek kılınmıştır(İSRA 1 KURAN)
   Çevre demek bütün dünya demekse o zaman;mescidin çevresi kutsal kılındı derken dünyanın her yeri kıtsal kılındı mı demiş oluyor?
Görünen o ki çevreden kasıt sadece civarıdır.
Yani kabenin çevresinde 7 defa dolaşmak(tavaf) bütün dünyanın etrafını 7 defa dolaşmak olmadığı gibi,mekkenin çevresi de,kudüsün çevreside,ateşin çevreside yakın çevre anlamına gelir.Civar anlamında.Bütün dünya anlamında değil.
Zaten Kuran Mekkenin Çevresini ARAPÇA KONUŞANLARLA SINIRLANDIRMIŞTIR:
Mollalar,mekke civarı diyen ayetlerin bütün insanlıgı kastettiğini iddia etsede,durum hiç öyle değildir.Çünkü ayetler Mekke Civarı kelimesine Arapça konuşulan civar olması gibi bir ön koşulda ekliyorlar.Eğer ARAPÇA kelimesi konulmamış olsa mollalar paçayı kurtarabilirdi.Ama ayetler açıkça Arapça bilenlerden ve Arapça konuşanlardan ibaret bir çevreden bahsediyor.Hatta Kuran ın Arapça inmesinin sebebini de MEKKE VE ÇEVRESİNDEKİLERİN ARAPÇA KONUŞANLARDAN İBARET OLMASINA BAGLIYOR
Kuranı sana Arapça indirdik ki,ana kent(mekke) ve çevresini uyarabilesin(ŞURA 7 KURAN)
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
  Aslında TEK ANA KENT YOK PEK ÇOK ANA KENT VAR.Yani her kavmin bir ana kenti ve çevre kentleri var.Yahudilerin Kudüs,Arapların Mekke v.b.
Bir ana kentin çevresi diğer ana kentin çevresi başlayınca sona eriyor.
Ve her kavmin ana kentine ve çevresine ayrı bir peygamber gerekiyor:
Rabbin memleketlerin ana kentlerine peygamberler yollamadıkça o memleketleri helak etmez/sotumlu tutmaz(KASAS 59 KURAN)
   (Japon memleketinin ana merkezine,Tokyo’ya Japonca konuşan bir peygamber yollamışmı acaba?Japonlar mesajı Japon bir peygamberdenmi alıyorlar?)
Sen peygamberlerden birisin.Bütün kavimlerin her biri için ayrı bir yol gösterici(peygamber-hidayetci) vardır/(RAD 7 KURAN)
    Aslında anlatılmak istenen bir kavmin her şehrine değil sadece ana kentine peygamber yollanacağıdır.Ana kente yollanan peygamberin o kavmin çevre kentlerinede yollanmış olacağıdır.
Dileseydik elbetteki her beldeye ayrı bir peygamber yollardık(FURKAN 51 KURAN)
  Ama hayır bunu yapmıyoruz diyor.Bir kavmin sadece ana kentine peygamber yolluyoruz diyor.
####################
KURANDA İNSANLAR KELİMESİ BÜTÜN İNSANLIK ANLAMINA GELİYOR MU?
Deki ey insanlar topluluğu ben sizleri uyarmak için geldim(ARAF 158 KURAN)
Seni bütün gönderişimiz insanlara uyarıcı olmandır,başkası şey değil(SEBE 28 KURAN)
    Bu ayetleri göstererek bakın insanlara gönderildin diyor,o zaman bütün insanlara gönderildi anlamı çıkar diyorlar.(Ayrıca bu ayetteki İLLA KAFFATEN kelimesi bütünü bundan ibaret anlamına gelir.Ama tercüme hileleri yaparak buradaki kaffeten/bütünü kelimesini insanlar kelimesine ekliyorlar.Böylece bütün insanlar anlamını suni olarak var göstermeye çalışıyorlar.Oysa kaffaten kelimesinin başında illa olumsuzluk eki vardır ve bu kelimeyi insanlar kelimesine değil uyarıcılık kelimesine bağlamayı gerektirir.Yani seni yollayışımızın bütün hepsi uyarıcı olman içindir/başka şey için değildir anlamını verir bu kelime.Bütün insanlar anlamını vermez)
Buda bilinçli yapılan bir aldatmaca ve yanıltmadır.Çünkü Kuran insanlar yada insanlar topluluğu(Lİ EN NASİ) derken PEYGAMBERİN KAVMİNDEN OLAN İNSANLARI kastetediyor.Yani İNSANLAR derken BİR KAVMİN İNSANLARI kastediliyor.
Musa asayla taşa vurunca sular fışkırdı ve bütün insanlar(kulli en nasi) o sudan içtiler(BAKARA 60 KURAN)
   Şimdi bütün insanların o suyu içmesi ne anlama geliyor?Çinden Brezilyaya kadar bütün insanlar mı?Yoksa sadece Musa nın kavminden olan bütün insanlar mı?
Açıkça bütün insanlar diyerek tek kavmin bütün insanları kastediliyor.Musa kavminden olan bütün insanlar.Aynı şey muhammed içinde geçerlidir.Kuran insanlara gönderdik derken Muhammedin kavminden olan insanları kastediyor.
Allah dedi ey Musa;seni bütün insanların başı olarak seçtim.Gönderdiklerimle ve sözlerimle(ARAF 144 KURAN)
   Şimdi ne diyelim?Musa bütün yeryüzü insanlarının başınamı getirildi?Elbetteki hayır.Yine bütün insanlardan kasıt Musa kavminden olan insanların tamamıdır.
Aynı şekilde Muhammedi insanlara yolladık derkende;kendi kavminden olan bütün insanlara gönderdik demiş oluyor.
Bütün kavimlerin bütün insanlarına değil.Nasılki Musa sadece kendi kavmi olan insanlara gelmişse,Muhammed de sadece lisanı Arapça olan insanlara gelmiştir:
Bundan önce bir rahmet ve önder olan Musanın kitabı var.Buda LİSANI ARAPÇA OLAN KİMSELERİ uyarman için indirilen bir kitaptır(AHKAF 12 KURAN)
   Musa nın kitabı Arapça olmadığı için,Araplar ondan sorumlu değiller.
Zaten Kuran anlayışında bir peygamber milyonlarca kişiye gönderilmez.
Onu(Yunus’u), yüz bin yahut daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.(SAFFAT 147 KURAN)
                   ###########################
ALEM(BİLEN) KELİMESİNİN SAPTIRILMASI VE İSTİSMARI:
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne)
Merhametimizle seni alemlerden başkasına göndermedik(ENBİYA 107 KURAN)
   Tefsirin babası denilen en eski ve en büyük tefsirci sayılan İBN-İ ABBAS,alem kelimesinin sadece şuurlanmış olanları kapsadığını söylemiştir.Bir kavim yada bir zümre içindeki şuurlanmışları.Yani günümüz tabiri ile aydınları,cahil olmayanları.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_bin_Abbas
İbni Abbas Ankebut Suresi 15 nolu ayetini ve Kamer Suresi 15 nolu ayetini referans göstermiştir buna.
O ayetlerde;geminin alemlerin düşünmesi ve ibret alması için geriye bırakıldığı söyleniyor.Gerekli ibreti almak sadece aklını iyi kullananlara özel olduğu için,alemler ibret alır demek aklını iyi kullananlar ibret alır demektir.Yani alem ile aklını iyi kullanan aynı anlamdadır.Zira akılsızlar ve cahiller ibret alamayacağı için cahiller alem(ibret alan akıllılar) sayılamazlar.
Fe enceynâhu ve ashâbes sefîneti ve cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne)
Gemiyi bilgelerin(alemine) ibret alması için geriye bıraktık(ANKEBUT 15 KURAN)
Onu bir işaret olarak geride bıraktık.Düşünüp ibret alınsın diye(KAMER 15 KURAN)
   İlk ayet alemler ibret alsın diyor.İkinci ayet düşünüp ibret alınsın diyor.Yani alem demek düşünüp ibret alan demektir.
Bu çok yerinde bir çıkarımdır.Alemler ibret almalıdır(KAMER 15) denildiğine göre,şuursuzlar ibret alamayacağına göre:demek ki alem demek şuurlu olan demektir.
Zaten ilginç olan,tercümanların diğer ayetlerde ALEM kelimesini Türkçeye çevirmeleri ve BİLEN anlamında çeviriye almalarıdır.Ama enbiya suresinde nedense ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmemişler ve olduğu gibi Arapça bırakmışlar.Neden?Bu size hiç ilginç gelmiyormu?
Örneğin Yusuf suresi 77 nolu ayette ALEM kelimesini BİLEN(ALEMU) olarak çevirmişler.Ama enbiya suresinde olduğu gibi Arapça bırakmışlar.
vallâhu (ve allâhu) : ve Allah
a’lemu : iyice bilir/bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)

Ve Allah iyice bilmektedir(YUSUF 77 KURAN)
   Mollaların yaklaşım bütünlüğü yoktur.Yani bir yerde ALEM kelimesini BİLEN olarak çevirmişler ama başka yerde ALEM kelimesini olduğu gibi Arapça bırakmışlar.Bu bir çelişkidir ve her çelişki bir operasyondur.Örtbas etme operasyonu.
O halde ayeti yeniden yazalım:
Seni merhametimizle BİLENLERDEN(ALEMU) başkasına yollamadık(ENBİYA 107 KURAN)
   Yani BİR KAVMİN BİLENLERİNE YOLLADIK anlamındadır bu ayet.Aslında bilgiyi bilenlerden çok,öğüt almasını bilenlere,bilge olanlara.
Kuran da ALEMU(BİLMEK) fiilide tek kavimle ilişkilendirilmiştir zaten:
Bunda bir kavmin bilmesi(YA-ALEMUNE) için ayetler vardır(NEML 52 KURAN)
  Sıkıysa bu ayetteki alem kelimesinide olduğu gibi Arapça bıraksınlarda görelim boylarını.O zaman şu anlama gelir ayet:SİZ ÇOK ALEM BİR KAVİMSİNİZ
Kuran bir kavim için Arapça bilgilendirmedir(YA ALEMUNE)-FUSSİLET 3 KURAN
    Bir kavmin bilmesi için yada bir kavmin bilenlerine(ya alemune) diyor açıkça.
Alem kelimesindede kavmi aşan bir şey yok yani.Bir kavmin alem/bilen olması için Arapçadır.
Er Soruldu üzerinde 21 Haziran 2017 GENEL.
Yorum Ekle
1 Cevap(lar)

İyi günler. Bakın araştırmalarınızın sonunda zaten onuda bulacaksınız ancak şimdiden ben şöyle soyliyeyim. Şüpheyi bir kenara koyup okuyun. Bu şüpheden başka birşey değil. Tamam tercüme ettikce bazı sorular oluşuyor ancak şuunu unutmayınki hiçbir kul mükemmel bir şekilde Kuranın sozlerle cümlelerle seslerle anlamlarla alfabeyle tam olarak ne niçin böyle kullanıldı bilmez. Allah nasib eder belki o başka. Ancak kendimizi kandırmayalım bu Kuran budur. Kuran hep korundu korunacak. Siz sadece kalbinizle ordakı yüce manayı mesajı almaya bakın😉 bir şey ya vardır ya yoktur.

Er üzerinde 4 Aralık 2017 cevapladı.
Yorum Ekle

Cevabın

Bu cevabı göndererek, kullanım koşulları ve gizlilik kurallarını kabul etmiş olursunuz privacy policy and terms of service.